16 Haziran 2010 Çarşamba

sırt çantası

"Hayatınızın ağırlığı ne kadar? Bir saniyeliğine bir sırt çantası taşıdığınızı düşünün. Şimdi sırt çantanızı hayatınızdaki her şeyle doldurmanızı istiyorum ve buna küçük şeylerle başlayın: raflar, çekmeceler, biblolar... Sonra daha büyük şeyleri de doldurmaya başlayın, elbiseler, küçük ev aletleri, lambalar, televizyonunuz... Artık çantanız oldukça ağırlaşmış olmalı ama siz yüklemeye devam edin. Koltuğunuz, arabanız, eviniz... Hepsini o çantaya sığdırmanızı istiyorum.
Şimdi o çantayı insanlarla doldurmanızı istiyorum. Sıradan tanıdıklarla başlayın, arkadaşlarınızın arkadaşları, ofisteki çalışanlar ve sonra en gizli sırlarınızla güvendiğiniz insanlara geçin, kız ve erkek kardeşleriniz, çocuklarınız, ebeveynleriniz ve nihayet kocanız, karınız, erkek arkadaşınız, kız arkadaşınız... Hepsini o çantaya koyun ve çantanın ağırlığını hissetmeye çalışın. Hiç şüphesiz ki ilişkileriniz hayatınızın en ağır bileşenleridir. Tüm o pazarlıklar ve tartışmalar ve sırlar, tavizkârdır. Ne kadar yavaş hareket edersek, o kadar çabuk ölürüz. Hiç şüphesiz, hareket etmek yaşamak demektir..."
En sonunda da "biz, bir hayat boyu birbirini taşıması gereken hayvanlardan değiliz. Bizler, tek eşli kuğular değiliz. Bizler kuğu değiliz, köpekbalığıyız"

Bu iddialı sözler 33 yaşındaki Kanada'lı yönetmen Jason Reitman'ın ilk prjesi Up in the air filmden. Yılın 300 gününü havada, evinden kilometrelerce uzakta otellerde yaşayan bir adamın hikayesini anlatan film şu soruyu soruyor bize; bir sırt çantanız olsaydı neler koyardınız içine, neler anlamsız olurdu onlar olmasa ve neler değerli sizler için.

Benim sırt çantam çok dolu, çoğu zaman içindeki çıkartıp atmak çantasız dolaşmak istiyorum ama çantayı açtığım zaman o karmaşa o karışıklık o kalabalık bu işten vazgeçmeme neden oluyor, en iyi hiç açmayayım diyorum. Pandora'nın kutusuna benzetiyorum çoğu zaman bu çantayı, içimden bir ses aç çıkart fazlalıkları diyor, bir diğer ses sakın ha diye bastırıyor.

Karıştım.

Sırt çantasız mı hayat güzel?

Sırt çantasının ağırlığı altında kendini unutmadan yaşamak mümkün mü?


6 yorum:

SİYAM dedi ki...

çok hoşuma gitti bu yazı ediecim.

7-8 ay önce ben sırt çantamı bıraktım. artık onsuz devam ediyorum yoluma. gördümki hızımı kesiyormuş çok gerekli değilmiş.

arkadaşlıklar,sahte dostluklar, geçmiş. istemediklerimi çantayla beraber attım ağırlığından kurtuldum bir oh çektim.

zamanla fark ediyosun, çantanın içinde bir sürü gereksiz kalabalık var atıp kurtulmak en iyisi.

pisikopati dedi ki...

Ben de çok beğendim. Gerçi kendi adıma şunu söyleyebilirim ki bişeye ihtiyacın olmadığını farkettiğinde zaten aslında çoktan çantandan çıkmış oluyor:))

edie finnerty dedi ki...

siyamcım teşekkür ederim. sırt çantamı bazen düzeltmek, ağırlık yapan şeyleri çıkartmak istiyorum ama çantayı açınca karşılaştığım manzara pek iç açıcı değil. çok karışık, karmaşık. en iyisi kapatmak diyorum ve devam ediyorum.

pisicim, ben sanırım onu pek yapamıyorum. kapağı açınca canavarlar fırlıyor ortaya. bir hal çare bulmam lazım.

kurtlu kitap dedi ki...

blogumda seni ilgilendiren bişey var :))

edie finnerty dedi ki...

kurtlu kitap :) çok teşekkür ederim, çok mutlu oldum inan ki :)

MoMo dedi ki...

İstediklerimiz aslında çantamızda bir yük değil, sadece bizim aksesuarlarımız.. Kimi iyi dinlemeyi bildiği için küpemiz, kimi elimizden tuttuğu için sevgili bileziğimiz, kimi kusurlarımızı bize anımsatmadığı veya içimizi ısıttığı için kıyafetlerimiz olan arkadaşlarımız...

Okuduğum ve sevdiğim bir söz:

Dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil; içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.