Bugün düşündüm de zaman ne tuhaf şey. Bekle bekle geçmez bir türlü, akşam yatarsın, sabah uyanırsın, işe gidersin, karnını doyurursun, ekrana bakarsan mal mal, hava kararır, zaman geçsin dersin. Beklenen gelsin, olacak olan olsun. Olmaz, zaman bir türlü geçmek bilmez. Ama sonra birden büyü bozulur, zaman öyle çabuk geçer ki, dur dersin, geçme dersin, dinlemez. Kulaklarını tıkar, dilini çıkartır sana, nanik yapar.
Ne yaparsan yap, durduramazsın bazen.
Sekizinci ayın onsekizinci günü bugün. Ne çabuk geçmiş zaman ve de ne kadar yavaş geçmiş. Ne tuhaf bir çelişki, geçsin demişim geçmemiş, geçmek bilmemiş. Geçmesin demişim, atlılar kovalamış peşinden.
Ne çok şey olmuş sekiz ayda. Gülmüşüm, ağlamışım, üzülmüşüm, sevinmişim, mutlu olmuşum, inancımı yitirmişim. Çok şey olmuş, çok da güzel olmuş.
Zaman dakikada 60 saniye, haftada 7 gün, yılda 52 hafta hızında ilerleyen belediye otobüsü demişti çok sevdiğim biri zamanında.
Bazen trafiğin tıkandığı, çok bilinmeyenli bir denklemin olduğu bir belediye otobüsü.
18 Ağustos 2009 Salı
8 Ağustos 2009 Cumartesi
yeni hayat

ne olduysa salı günü oldu. şalteri indirdim, kendimi dinledim, ne yapmam gerektiğini, ne olacağını. korkmadım, yapmam gerek dedim ve karar verdim. akşam patronla olan konuşma kararımı kesinleştirdi ve çarşamba sabahı ofise geldiğimde ilk iş eşyalarımı topladım, ardından da yazılarımı aldım. bir izin istemiştim oysa ki sadece yarım saatliğine vermedi ben de toptan bıraktım işi. evet güzel blog okuyucalarım bıraktım, daha fazla kendimi yemenin bana zarar vereceğini biliyordum, sadece bir adım atmam gerekiyordu ve çarşamba o adımı attım. yeni bir işe başlamıyorum, evet iş olmadan ayrıldım, ne kadar sürede iş bulurum bilmiyorum ama yapmam gereken birçok şey var onları biliyorum. yazmam gereken yeni öyküler var mesela. bir de güzel bir haber, prodüksiyon şirketi benden umudu kesmemiş yani hala yazmam gereken bir senaryo var.
bu ay sonuna kadar dururum diyordum ama baktım ki yok. olmuyor, hem deniz ve güneş yağı kokusu sabah uyanınca başlıyor burnuma gelmeye, tamamdır dedim. çarşamba günü o kiremit rengi binadan çıkınca güneş vardı havada ve de insanlar daha bir mutluydu sanki. belki ben çok mutluyum ondan her şeyi güzel görüyorum ama yeni bir hayat var önümde beni bekleyen. boşlukları doldurmaya başladım bile :))
Fotoğraf: zfhammer.blogspot.com
4 Ağustos 2009 Salı
gün güneşli, insanlar neşeli!
gene bayadır yazmamışım pek sevgili bloguma. ha soracak olursanız naaptın, ne ettin, tatile mi gittin diye yok hiçbir şey yapmadım. valla yapmadım. ne tatile gittim, ne de işi bıraktım. gerçi bu ay son ama :) evet pek sevgili blogum bu ay son. 8 ayın sonuna gelmiş bulunmaktayız. haa diyeceksiniz yeni iş var mı, görüştüm bi yerle ama bakalım, olursa olur güzel de olur ama olmazsa da olmaz! daha fazla sıkamıyacağım kendimi. zira güneş yağı ve deniz kokusu almaktayım 2 haftadır ki bu bende değişiklik sinyalidir. blogu belki okudunuz. 2 sene önce 2007'de de aynı durum baş göstermişti. sevmediğim salak bir işte çalışırken her sabah güneş yağı ve deniz kokusu duyardım. içlene içlene giderdim işe. bu aralar da aynı şey oluyor. mütamadiyen bir güneş yağı ve deniz kokusu- yolda yürürken bile yahu- geliyor burnuma. anlaşılan o ki bünye denizi istiyor, güneş istiyor, kum istiyor. bana hafiften hafiften yol göründü yani. değişiklik zamanı.
dün akşam odamda otururken, bir haftadır aynı sayfayı okumaya çalıştığımı farkettim. okuyamıyorum, uyuyakalıyorum ve de işin daha kötüsü bütün bir kış boyunca "gelsin, yaz gelsin" diye söylenip durduğum yaz bitiyor. ağustos geldi bile ve ben daha henüz dışarı çıkıp şöyle tünel'e doğru yürüyemedim. terasta oturup kitabımı okuyamadım. bu mu lan hayat diye bağırasım var feci. ama sinirli değilim, yok valla değilim. şimdi dönüp bakıyorum da geçen zamana, geçen 8 aya, değişen nedir bende diye, çok şey değişti. çok şey öğrendim. belki çalıştığım iş yeri kariyerime pek bir etki etmedi ama kişiliğime çok şey kazandırdı bundan eminim. sabretmeyi öğrendim ve de sakin olmayı ki bence en önemlisi bu, sakin olmak yani. ömrü hayatım boyunca panik ataklarda, nevrozlarda seyreden bünyem bir sakin bir sakin ki sormayın gitsin. böyle bir sakin bir mutluluk ki amanın amanın.
hani dediydim ya denize donla giren çocuk neşesi var o neşe aynen devam ediyor. haziranın sonunda ne olduysa artık, uyurken çip mi taktılar nedir bilmiyorum ama aman yarabbi!
haa bu arada ağustosun 3. haftası bozcaada öyküleri çıkıyor, 34 yazarlı bir yol kitabı. neden dedim şimdi size bu kitabı, içinde benim de öyküm var. gidiş-dönüş öykünün adı. hatta gördüm hemen 2. öykü benim öyküm. haa bir de temmuz ayı sert sessiz dergisinde bir öyküm daha yayınlandı.
hayat güzel be blog :))
dün akşam odamda otururken, bir haftadır aynı sayfayı okumaya çalıştığımı farkettim. okuyamıyorum, uyuyakalıyorum ve de işin daha kötüsü bütün bir kış boyunca "gelsin, yaz gelsin" diye söylenip durduğum yaz bitiyor. ağustos geldi bile ve ben daha henüz dışarı çıkıp şöyle tünel'e doğru yürüyemedim. terasta oturup kitabımı okuyamadım. bu mu lan hayat diye bağırasım var feci. ama sinirli değilim, yok valla değilim. şimdi dönüp bakıyorum da geçen zamana, geçen 8 aya, değişen nedir bende diye, çok şey değişti. çok şey öğrendim. belki çalıştığım iş yeri kariyerime pek bir etki etmedi ama kişiliğime çok şey kazandırdı bundan eminim. sabretmeyi öğrendim ve de sakin olmayı ki bence en önemlisi bu, sakin olmak yani. ömrü hayatım boyunca panik ataklarda, nevrozlarda seyreden bünyem bir sakin bir sakin ki sormayın gitsin. böyle bir sakin bir mutluluk ki amanın amanın.
hani dediydim ya denize donla giren çocuk neşesi var o neşe aynen devam ediyor. haziranın sonunda ne olduysa artık, uyurken çip mi taktılar nedir bilmiyorum ama aman yarabbi!
haa bu arada ağustosun 3. haftası bozcaada öyküleri çıkıyor, 34 yazarlı bir yol kitabı. neden dedim şimdi size bu kitabı, içinde benim de öyküm var. gidiş-dönüş öykünün adı. hatta gördüm hemen 2. öykü benim öyküm. haa bir de temmuz ayı sert sessiz dergisinde bir öyküm daha yayınlandı.
hayat güzel be blog :))
17 Temmuz 2009 Cuma
Zach, canım seviyorum seni evet!

Trompet, akerdeon, mandolin, piyano, çello, bozuk bir mikrofon ve dev sesli, dev yürekli küçücük bir adam. İşte Beirut'u anlatan kelimeler bunlar. 2007 senesinde tanıştım onlarla, iş yerindeki arkadaşım mp3 listesinden bir grup çalıp duruyordu. Sabahtan akşama kadar aynı parçaları tekrar tekrar dinliyorduk. Öyle güzeldi ki, müziği tarifi mümkün değil. Dayanamayıp sormuştum "kimdir bu arkadaşlar" diye. Cevap kısa ve özdü "Beirut".
Zach Condon adında müthiş biri tarafından kurulmuş Beirut. Dedesi caz müzisyeni olan Zach Condon liseyi yarıda bırakıp, Doğu Avrupa'ya gitmiş. Burada Balkan ve Çingene müziğinden etkilenmiş. Ülkesine döndükten sonra da ardı ardına Gulag Orkestar, Lon Gisland ve Flying Clup Cup'ı çıkartmış- arka arkaya dediğime bakmayın, 2007 ve 2008'de bunlar-
Yıllar sonra gözleri açılmış bir kör kadar mutlu olduğum şu günlerde Beirut ve Zach beni daha da mutlu ediyor ve Zach'la evlenmek istiyorum!
Çok ciddiyim! Ben bu adama 5 çocuk yaparım!
Seviyorum seni Zach evet canım!
10 Temmuz 2009 Cuma
gözleri açılmış bir kör kadar mutluyum!
evet blog yıllar sonra gözleri açılmış bir kör kadar mutluyum!
hemen ne oldu edie hayırdır diye soranlara hayır tertip geri dönmedi, hayır işimi değiştirmedim, hayır tatile çıkmadım, hayır yeni sevgili de yapmadım ve hayır yarışmayı da kazanmadım ama mutluyum hem de- kem gözlere şiş, aman nazar değmesin, dilimi ısırdım popomu kaşıdım.
denize beyaz donla giren bir çocuğun neşesi var içimde bu günlerde.
biliyorum ve de eminim çok güzel şeyler olacak!
hemen ne oldu edie hayırdır diye soranlara hayır tertip geri dönmedi, hayır işimi değiştirmedim, hayır tatile çıkmadım, hayır yeni sevgili de yapmadım ve hayır yarışmayı da kazanmadım ama mutluyum hem de- kem gözlere şiş, aman nazar değmesin, dilimi ısırdım popomu kaşıdım.
denize beyaz donla giren bir çocuğun neşesi var içimde bu günlerde.
biliyorum ve de eminim çok güzel şeyler olacak!
kar leoparı, terliksi hayvan, tembel hayvan ve bal porsuğu için soyunurum!
Çok sevdiğim masa arkadaşım zerocum- link vermeyi beceremiyorum, bir dilim sohbet olur kendisi, canım ciğerim- öğlen yemeğinden sonra bir haber okudu bana. İngiltere'de- attım İngiltere olmayabilir, Rusya bile olabilir hatta, aman bir yerde işte- bir manken nesli tükenmekte olan koalalar için soyunmuş. Şimdi bu haberi benim gibi geyik ötesi birine okuyunca ne olur, geyiğin sonu gelmez tabii. Haberi okuduktan sonra düşündüm neler için soyunabilirim diye;
-Tembel hayvanlar

-Terliksi hayvanlar
-Kar leoparı
-Bal porsuğu

Peki neden bu hayvanlar için soyunurum, nedir bu hayvanların güzellikleri hemen anlatalım hemmen:
Tembel hayvanı daha önceden tanıyorsunuz zaten, günün çoğunluğunu uyuyarak geçiren bu hayvana saygım ve sevgim sonsuz.
Terliksi hayvanlar da bölünerek çoğalıyor, o daha ayrı güzel. Beslemesi kolay, çoğalması kolay.
Kar leoparı boğazındaki bir kemikten dolayı kükreyemiyor. Kedi familyasının en şahane, en muazzam hayvanı bence. Karda yaşıyor ve de.
Bal porsuğu ve bal porsuğu dünyanın en racon kesen hayvanı, hayvanlar aleminin en manyağı. Ne Tazmanya canavarı, ne kaplan, ne aslan, ne kobra ne de bilumum zehirli böcek vız gelip tırıs gidiyor bal porsuğuna. Hastayım, tipe aldanmayın dişlerini bi görseniz anlarsınız.
-Tembel hayvanlar

-Terliksi hayvanlar

-Kar leoparı

-Bal porsuğu

Peki neden bu hayvanlar için soyunurum, nedir bu hayvanların güzellikleri hemen anlatalım hemmen:
Tembel hayvanı daha önceden tanıyorsunuz zaten, günün çoğunluğunu uyuyarak geçiren bu hayvana saygım ve sevgim sonsuz.
Terliksi hayvanlar da bölünerek çoğalıyor, o daha ayrı güzel. Beslemesi kolay, çoğalması kolay.
Kar leoparı boğazındaki bir kemikten dolayı kükreyemiyor. Kedi familyasının en şahane, en muazzam hayvanı bence. Karda yaşıyor ve de.
Bal porsuğu ve bal porsuğu dünyanın en racon kesen hayvanı, hayvanlar aleminin en manyağı. Ne Tazmanya canavarı, ne kaplan, ne aslan, ne kobra ne de bilumum zehirli böcek vız gelip tırıs gidiyor bal porsuğuna. Hastayım, tipe aldanmayın dişlerini bi görseniz anlarsınız.
1 Temmuz 2009 Çarşamba
Ne Sihirdir Ne Keramet Secret'ta Marifet!
2007 yılının Nisan ayında büyük kitapçılardan önünden geçerken rastgelmiştim ona. Vitrinde öyle üst üste dizilmiş duruyordu, geçtim gittim umursamadım. Ertesi gün o zamanki iş arkadaşımın elindeydi. Öğlen yemeğinde okumalısın bence oldukça değişik demişti, gülüp geçmiştim. Birkaç gün sonra bindiğim dolmuşta yanına oturduğum kadının elinde de görünce yok artık yahu dedim, neler oleyor yareppi! Yanımda oturan kadın İstanbul trafiğinde yanından geçen araçlara küfrü basan şoföre "ay lütfen sakin olun, pozitif olalım, negatif enerjinizi bize de yansıtıyorsunuz sinirinizle" diyince, eyeh eytere bea diyip dolmuştan inip ilk kitapçıya girdim ve ben de aldım onu. Bahsettiğim kitap Secret yani çekim yasası. Üzerinde kocaman bir mühür var, sanki çok önemli bir sırrı ele geçirmişiz de ilk vakif olan sizmişsiniz havası verilmek istenmiş. Neyse mührü açtım, kalbim pırpır heyecan dorukta, kolay mı insanlığın sırrına vakif olacağım! Kitabı okudukça ne anlatmak istediğini anladım, ananemin her zaman dediği şeyi anlatıyordu "iyi şey de iyi şey olsun evladım" olayını yani.
Pozitif düşünmenin önemini ve inceliklerini anlatan kitap bize her daim olumlu olmamızı, olumsuz düşüncelerin dönüp dolaşıp bizi bulduğunu sonra da popomuzdan vurduğunu bunun olmaması için de düşüncemizi değiştirmemiz gerektiğini, eğer olumlu düşünürsek enerjimizi yükseltebileceğimizi ve çok istediğimiz bir şeyi hatta çok şeyi elde edebileceğimizi söylüyor. Aslına bakarsanız biraz doğru, yani negatifin negatifi getirdiği, pozitif başlamanın her zaman daha iyi sonuçlar verdiği, bir şeyi çok isteyince ama gerçekten çok isteyince olduğu doğru. Mesela ben E. ile birlikte olmak için kendimi yırtıyordum, çoook istiyordum ama gerçekten çok istiyordum, sonra bir işim olmasını istiyordum, ne oldu peki oldu, ikisi de oldu heh sonuçlara bakarsak iş o kadar ahım şahım değil ama iş sonuçta, girdim mi girdim, peki ya e. oldu mu oldu, adam bana sabahın köründe telefon açıp aşkımdan ölüyorum edie demedi mi dedi gerçi sonra yalançının önde gideni olduğunu öğrendik ama duyduk mu ağzından duyduk- bu duyduk mu gördük mü oldu mu olayını da pek sevdim, tv programlarında yaparlar ya böyle hazır mıyızz hazırızz gibi oldu he :P- neyse istediğim şeyler oldu yani, uzun lafın kısası bu. ben kitabı okuduktan sonra pek sallamamıştım ama e. ile tanışmam- çok abuk bi tanışma onu başka zaman anlatırım, bir ara hatırlatın ama- işe girmem, öykümün yayınlanacak olması filan benim isteğimle oldu.
geçen b ile konuşuyoruz- b benim komik bir arkadaşım, fal manyağıdır kendisi, 7/24 fal baktırabilir, o da öyle biri seviyorum napiim- bana demez mi senin bu halet-i ruhiyenin tırtlama nedeni de sensin aslında diye. Hani be ordan dedim, ben mi yarattımm kaderin böylesini ben mi yarattım diye şarkıya girdim hemen, hayır dedi geyiği bırak dostum, sen yarattın çünkü hatırlarsan tertipten ayrılmak isteyen ama bunu yapamayan sendin, bunu çok istiyordun sonuçta o seni bıraktı, sonra tertibin kesin sevgili var kesin var ya diye söylenip duruyordun aha öğrendin işte varmış biri dedi- evet sevgili blog okurlarım tertip öküzünün sanatsal öküzümüzün hayatında biri varmış, allam nası sevdim ben bir öküzü ya, hayvanları koruma derneğine mi yazılsam acaba, daha hayırlı olur- yani edie dedi sen çağırdın bütün bunları. önce hadi canım dedi, yok öle bişey ama sonra durdum sustum düşündüm vallahi de doğru ben öyle söylenip öyle olumsuz öyle emin konuştum ki oldu yani. Ben bunları düşünürken çantasından bir kitap çıkardı, bu sefer başka bir yazarın çekim yasası kitabı. Verdi elime okuyacaksın bunu dedi.
Evet sevgili blogum b'nin elime tutuşturduğu kitabı okumaya başladım, napabilirim elime kullanım kılavuzu verseniz onu bile okuyorum, çok sıkıcı bunaltıcı olmadığı müddetçe de hayatta bitirmeden bırakmam. Bir yandan Salinger okuyorum diğer yandan Çekim Yasası. Sonra da oturup halime gülüyorum. Ama işin salak tarafı bu b.'nin verdiği kitap Secret'tan iyi.
Şimdi okudukça düşünmeye başladım gene, madem bazı şeyleri ben çekiyorum hayatıma, bu sefer çok şahane bir şey istiyorum.
Ahanda aşağıda boynu bükük adamı istiyorum. Evren bana bu adamın aynısı bul! Emir!
Pozitif düşünmenin önemini ve inceliklerini anlatan kitap bize her daim olumlu olmamızı, olumsuz düşüncelerin dönüp dolaşıp bizi bulduğunu sonra da popomuzdan vurduğunu bunun olmaması için de düşüncemizi değiştirmemiz gerektiğini, eğer olumlu düşünürsek enerjimizi yükseltebileceğimizi ve çok istediğimiz bir şeyi hatta çok şeyi elde edebileceğimizi söylüyor. Aslına bakarsanız biraz doğru, yani negatifin negatifi getirdiği, pozitif başlamanın her zaman daha iyi sonuçlar verdiği, bir şeyi çok isteyince ama gerçekten çok isteyince olduğu doğru. Mesela ben E. ile birlikte olmak için kendimi yırtıyordum, çoook istiyordum ama gerçekten çok istiyordum, sonra bir işim olmasını istiyordum, ne oldu peki oldu, ikisi de oldu heh sonuçlara bakarsak iş o kadar ahım şahım değil ama iş sonuçta, girdim mi girdim, peki ya e. oldu mu oldu, adam bana sabahın köründe telefon açıp aşkımdan ölüyorum edie demedi mi dedi gerçi sonra yalançının önde gideni olduğunu öğrendik ama duyduk mu ağzından duyduk- bu duyduk mu gördük mü oldu mu olayını da pek sevdim, tv programlarında yaparlar ya böyle hazır mıyızz hazırızz gibi oldu he :P- neyse istediğim şeyler oldu yani, uzun lafın kısası bu. ben kitabı okuduktan sonra pek sallamamıştım ama e. ile tanışmam- çok abuk bi tanışma onu başka zaman anlatırım, bir ara hatırlatın ama- işe girmem, öykümün yayınlanacak olması filan benim isteğimle oldu.
geçen b ile konuşuyoruz- b benim komik bir arkadaşım, fal manyağıdır kendisi, 7/24 fal baktırabilir, o da öyle biri seviyorum napiim- bana demez mi senin bu halet-i ruhiyenin tırtlama nedeni de sensin aslında diye. Hani be ordan dedim, ben mi yarattımm kaderin böylesini ben mi yarattım diye şarkıya girdim hemen, hayır dedi geyiği bırak dostum, sen yarattın çünkü hatırlarsan tertipten ayrılmak isteyen ama bunu yapamayan sendin, bunu çok istiyordun sonuçta o seni bıraktı, sonra tertibin kesin sevgili var kesin var ya diye söylenip duruyordun aha öğrendin işte varmış biri dedi- evet sevgili blog okurlarım tertip öküzünün sanatsal öküzümüzün hayatında biri varmış, allam nası sevdim ben bir öküzü ya, hayvanları koruma derneğine mi yazılsam acaba, daha hayırlı olur- yani edie dedi sen çağırdın bütün bunları. önce hadi canım dedi, yok öle bişey ama sonra durdum sustum düşündüm vallahi de doğru ben öyle söylenip öyle olumsuz öyle emin konuştum ki oldu yani. Ben bunları düşünürken çantasından bir kitap çıkardı, bu sefer başka bir yazarın çekim yasası kitabı. Verdi elime okuyacaksın bunu dedi.
Evet sevgili blogum b'nin elime tutuşturduğu kitabı okumaya başladım, napabilirim elime kullanım kılavuzu verseniz onu bile okuyorum, çok sıkıcı bunaltıcı olmadığı müddetçe de hayatta bitirmeden bırakmam. Bir yandan Salinger okuyorum diğer yandan Çekim Yasası. Sonra da oturup halime gülüyorum. Ama işin salak tarafı bu b.'nin verdiği kitap Secret'tan iyi.
Şimdi okudukça düşünmeye başladım gene, madem bazı şeyleri ben çekiyorum hayatıma, bu sefer çok şahane bir şey istiyorum.
Ahanda aşağıda boynu bükük adamı istiyorum. Evren bana bu adamın aynısı bul! Emir!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)