edie neredeyse 30 yaşında, tanıdıkları ona idiot diyor.
baran ise 14 yaşında, arkadaşları ona einstein diyor.
bence einstein yerine mahmut deselerdi daha sempatik olabilirdin baran gözümde. bak bana neredeyse 30 yaşındayım, kendime demented loser diyebiliyorum, tanıdıklarım da idiot dese alınmam. şimdilik alınmam, zira bir nevi küçük çaplı great depression'a girmek üzereyim, çıktıktan sonra bulursam diyeni allah yarattı demem, ağzını burnunu lapps lapps kırarım, kıramazsam kırdırırım. tekrarlayan heceleri yazarken zorlanıyorum bilog biliyün mü? çok mu banal oldum ne?
baran, seni beni dinle, einstein filan bırak bu işleri. para yok, yıllarca insanlar arkandan konuşup durucak deli miydi dahi miydi diye, gerek yok, mahmut desinler işte. yakışıklı değil ama sempatik ol ne var canım yani.
acıkıyorum bilog. sürekli bir yeme isteği içindeyim. dünyayı koysalar önüme yerim. pırasa yemem o ayrı. lahana, karnıbahar da yemem. brokolinin sadece çorbasını içerim, kremalı brokoli çorbası, ulan olsa da içsem. az önce ben değil miydim arkadaş götüren yemekleri. 88888 kilo olacağım korkuyorum. kessin depresyona giriyorum.
eskiden aşık olduğum zamanlarda, heyecanlandığımda filan yemek yiyemezdim, şimdi hak getirene. doyamıyorum. şeker mi oldum acaba? allahım ne kadan şeker bir insanım. yok ya, gidip baktırdıydım şeker de değil, ama gene gidebilirim.
kalan ömrümü söylerim zaten bilog merak etme. bir ayrılık yazısı filan yazarım o kadan da ökküz biri değilim.
az önce iffet'de ahmet kaya çaldı be bilog. böyle düğüm oldum birden. severim ben ahmet kaya'yı. ferdi'yi de severim zaman zaman. zira sevdam yüce dağlar kadar, içimde volkan kaynar, anlamazsın sen bebeğim, sevdalılar beni anlar. sen de mi leyla vardır mesela, severim. aklını fikrini yalan bürümüş, sen de mi leyla.
martılarda düşünmek kimi kime getirir? beni sana, seni bana, onu bana, beni bize, d hepsi, e hiç biri. korkarım soruma yanıt alamadım.
keyfim yok desem bilog inanır mısın? gözyaşlarıma dokanabilir misin? buna dokanabilirsiniz? dokandı. grup vitamin vardı bir zamanlar, hey gidi hey. ne severdim. sonra gökhan semiz öldü, güzel adamdı, allah rahmet eylesin.
onu bunu geç hafız yarın behzat başlıyor. ankara'dan abim gelmişcesine bir sevinç!
neyse işte böyle.
bu da böyle bir anımdı.
12 Kasım 2011 Cumartesi
3 Kasım 2011 Perşembe
29 Ekim 2011 Cumartesi
hezeyan
yokluğunda çok kitap okudum.
şarkılar öğrendim.
tüplü dalış yapayım dedim, tüpü bitmiş yapamadım.
senegallilerle altın günü yaptım.
kısırı tutturamadım.
hezeyanlardan hezeyan beğendim.
bir öykü yazdım.
kadıköy'ün orta yerinde "seni yeneceğim istanbul" diye bağırdım.
deli sandılar, sustum.
"sen bu parayı hak etmiyorsun" dedi kısa saçlı kadın.
kadın haklı beyler diyemedim.
başımı salladım, sustum.
ben sustum gözlerim konuştu.
gözlerim demişken, gözlerimden ateş çıkartırsam
evrimimi tamamlayabilecekmişim
öyle dedi doktorum.
gözlerimden ateş çıkartırsam eğer,
mutant olabilirim ben.
mutantlar aramızda.
aramızda kalsın ama bu.
duyarsa üzülür şimdi.
bu arada iki kişinin bildiği sır değildir.
tır hiç değildir.
çayın bittiyse koyayım.
yazdığım şiirler seni anlatsın.
şarkılar beni söylesin.
şarkılar öğrendim.
tüplü dalış yapayım dedim, tüpü bitmiş yapamadım.
senegallilerle altın günü yaptım.
kısırı tutturamadım.
hezeyanlardan hezeyan beğendim.
bir öykü yazdım.
kadıköy'ün orta yerinde "seni yeneceğim istanbul" diye bağırdım.
deli sandılar, sustum.
"sen bu parayı hak etmiyorsun" dedi kısa saçlı kadın.
kadın haklı beyler diyemedim.
başımı salladım, sustum.
ben sustum gözlerim konuştu.
gözlerim demişken, gözlerimden ateş çıkartırsam
evrimimi tamamlayabilecekmişim
öyle dedi doktorum.
gözlerimden ateş çıkartırsam eğer,
mutant olabilirim ben.
mutantlar aramızda.
aramızda kalsın ama bu.
duyarsa üzülür şimdi.
bu arada iki kişinin bildiği sır değildir.
tır hiç değildir.
çayın bittiyse koyayım.
yazdığım şiirler seni anlatsın.
şarkılar beni söylesin.
27 Ekim 2011 Perşembe
sen uyurken
bir gün, bütün tanıdıklarım uyurken, bu hayatın yanağına bir öpücük kondurup uzaklara gideceğim. sorun sende değil bende yazacak yanı başına bıraktığım notta.
26 Ekim 2011 Çarşamba
mıknatıssız bir pusula
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
adlı bir cengaver olarak telefon ediyorum.
hakiki cinayetler işleniyor görüyorum.
isa görüyor, şeyhim görüyor, ben görüyorum.
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
yüzyıl şilisinden bir dazz javulcusu inliyor tam arlarımda
hiç durmadan kentlimağlup kıyasıya mağrur ve mor
bir çocuğum şimdi pişman olmak için
birbiriylebağlantılıyüzbinlerceyılım vor.
seni sevmem
bu savaşı
kesintiye uğratmaz
ama ordan bakma!
bu, werther’in
leş kanını
gül kılar.
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
otobüsler olacak, tirenler, bütün öldürülmüş cumhuriyet şehirleri
saçlarım uzun olacak, bıyıklar, gözlükler, gideceğim
çığlıklarla düzülmüştür aşk şiirleri.
gideceğim ensk ökümde devlet denen şirk,
beb gözüğümde kent gördükçe kırılan gıçlar,
ve bir dizeyi haklar gibi terli ellerim
bu çağın açısını dik tutacaklar.
bana bir öpücük verin yoksa galip döneceğim
ufka bir kesin ordum akıverecek
elimde çözülecek makina ve cinayet
marşlar yazıp halkımla söyleyeceğim yoksa.
inanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın
çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.
ipimden kurtulmuşum kaybediyorum.
birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara
memleket sana rağmen ket vururken yarama
şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben
-ve emir “kun” diyor; doğuruluyorum-
“bu ülke”den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.
bana bir öpücük verin yoksa şair öleceğim
ikdildar tohmekecek sözüme yoksa
ve bir dizenin tan yerini ağartamsıysa
ellerini tutarım ki kudurtucudur.
bunun için gözlerinin meryem hali sevgilim
gözlerinin meryem hali gerçek yurdumdur
ki zuhrettiğinde ilk formuyla isa yeniden
ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorumdur.
ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim
lazım gelen gülleri göğsüme gömmüşüm
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
bunu daha çok küçükken bir filmde görmüştüm!
ah laikse aşkımız biter elbet bir kışbaharyaz günü
gözlerin uçurumlar kaydeder avuçlarıma
bir çınar gövdesini bir hamle daha yayar
üç içbükey komodin silah çeker vurulur
sen gidersin, denklem düşer, ben aşk olduğumu ağlarım
bir kelebek konduğu yerde bir mayın olduğunu anlar.
ben dünyaya karşı durmak ile meşhurum
olma. yokluğun bulunmama larcivert lavlar akıtır.
nasıl çekip gitmiş bir şaman
çekip gitmiş, bir şaman değilse en çok
benim gibi sonsuz bir at
hiç koşmuyorken de attır.
biliyorum lir sızmıyor şakaklarımdan
ve yüzümde şeyh çıldırtan yarıklar da yok
annem beni hep çok sevdi, kız gördüm mü ağlıyorum
modern bir alışkanlıktır ölmek, seni doğasıya seviyorum
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
mıknatıssız bir pusula olarak
ah muhsin ünlü
adlı bir cengaver olarak telefon ediyorum.
hakiki cinayetler işleniyor görüyorum.
isa görüyor, şeyhim görüyor, ben görüyorum.
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
yüzyıl şilisinden bir dazz javulcusu inliyor tam arlarımda
hiç durmadan kentlimağlup kıyasıya mağrur ve mor
bir çocuğum şimdi pişman olmak için
birbiriylebağlantılıyüzbinlerceyılım vor.
seni sevmem
bu savaşı
kesintiye uğratmaz
ama ordan bakma!
bu, werther’in
leş kanını
gül kılar.
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
otobüsler olacak, tirenler, bütün öldürülmüş cumhuriyet şehirleri
saçlarım uzun olacak, bıyıklar, gözlükler, gideceğim
çığlıklarla düzülmüştür aşk şiirleri.
gideceğim ensk ökümde devlet denen şirk,
beb gözüğümde kent gördükçe kırılan gıçlar,
ve bir dizeyi haklar gibi terli ellerim
bu çağın açısını dik tutacaklar.
bana bir öpücük verin yoksa galip döneceğim
ufka bir kesin ordum akıverecek
elimde çözülecek makina ve cinayet
marşlar yazıp halkımla söyleyeceğim yoksa.
inanmışım kaybetmek esrarıdır olmanın
çıldırmış bir vaşak gibi kaybediyorum.
ipimden kurtulmuşum kaybediyorum.
birleşmiyor ellerimiz haykırıyor trapez
tanklar tank olup geçiyor üstümüzden
helvetius haklı, devlet şaşkın, piyanist kara
memleket sana rağmen ket vururken yarama
şu çıplak çocuk şu tüyük bürk şairi ben
-ve emir “kun” diyor; doğuruluyorum-
“bu ülke”den daha bıçkın tamlama bilmiyorum.
bana bir öpücük verin yoksa şair öleceğim
ikdildar tohmekecek sözüme yoksa
ve bir dizenin tan yerini ağartamsıysa
ellerini tutarım ki kudurtucudur.
bunun için gözlerinin meryem hali sevgilim
gözlerinin meryem hali gerçek yurdumdur
ki zuhrettiğinde ilk formuyla isa yeniden
ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorumdur.
ben bu çağdan bir kere de şerefimle geçeceğim
lazım gelen gülleri göğsüme gömmüşüm
birleşmemiz radikal olacak ben kan vereceğim
bunu daha çok küçükken bir filmde görmüştüm!
ah laikse aşkımız biter elbet bir kışbaharyaz günü
gözlerin uçurumlar kaydeder avuçlarıma
bir çınar gövdesini bir hamle daha yayar
üç içbükey komodin silah çeker vurulur
sen gidersin, denklem düşer, ben aşk olduğumu ağlarım
bir kelebek konduğu yerde bir mayın olduğunu anlar.
ben dünyaya karşı durmak ile meşhurum
olma. yokluğun bulunmama larcivert lavlar akıtır.
nasıl çekip gitmiş bir şaman
çekip gitmiş, bir şaman değilse en çok
benim gibi sonsuz bir at
hiç koşmuyorken de attır.
biliyorum lir sızmıyor şakaklarımdan
ve yüzümde şeyh çıldırtan yarıklar da yok
annem beni hep çok sevdi, kız gördüm mü ağlıyorum
modern bir alışkanlıktır ölmek, seni doğasıya seviyorum
ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
mıknatıssız bir pusula olarak
ah muhsin ünlü
24 Ekim 2011 Pazartesi
zaman ve ötesi
şişe şişe eter içmek istediğim yalnız ve kedili bir pazar gecesinde yine beraberiz blog. keyifsizim. son günlerde olanlar üzüyor beni. kendimi oyalıyorum, bol bol okuyorum, yazıyorum, yazmaya çalışıyorum, yazdığım cümlelerin abukluğuna bakıp siliyorum.
kitapları okuyorum, kitapçıkları, broşürleri, broşurleri, föyleri, el ilanlarını, mektupları, blogları, twitterı, gazeteleri, dergileri, prostektüsleri, prestektüsleri, prospektüsleri, reçeteleri, peçeteleri.
şişe şişe eter içmek, günlerce uyumak, uyandığımda kendimi japonya'da bulmak istiyorum. bütün meyhaneleri dolaşmak, bütün sarhoşlara sataşmak, avazım çıktığı kadar susmak istiyorum.
ilahi adalet, kan, vahşet, nefret, sevgi, aşk, özlem, gözyaşı.
aşk ve nefret arasında ince olan çizgi.
tanrılar kurban istiyor.
evler yıkılıp, ocaklar sönüyor. birileri ağızlarından köpükler saça saça "adalet yerini buldu" diyor.
kana kan. dişe diş. göze göz.
duruyorum, bakıyorum, susuyorum. konuşmak istiyorum, sazlıklardan havalanan ördek gibi çıkıyor sesim. konuşamıyorum.
öyle bir hapşırıyorum ki akciğerlerim sarsılıyor.
öyle bir seviyorum ki boğazım düğümleniyor.
güneş gözlerimi yaşartıyor.
rüzgar saçlarımı dağıtıyor.
saçlarım durmadan uzuyor.
öyle bir geçer zaman ki geçmek bilmiyor.
fok balıklarından bile yalnız olduğumu kabul etmek sinirimi bozuyorç
hatıralar hayal oluyor diyor dario.
olmasın, hatıralar hayal olmasın dario.
kitapları okuyorum, kitapçıkları, broşürleri, broşurleri, föyleri, el ilanlarını, mektupları, blogları, twitterı, gazeteleri, dergileri, prostektüsleri, prestektüsleri, prospektüsleri, reçeteleri, peçeteleri.
şişe şişe eter içmek, günlerce uyumak, uyandığımda kendimi japonya'da bulmak istiyorum. bütün meyhaneleri dolaşmak, bütün sarhoşlara sataşmak, avazım çıktığı kadar susmak istiyorum.
ilahi adalet, kan, vahşet, nefret, sevgi, aşk, özlem, gözyaşı.
aşk ve nefret arasında ince olan çizgi.
tanrılar kurban istiyor.
evler yıkılıp, ocaklar sönüyor. birileri ağızlarından köpükler saça saça "adalet yerini buldu" diyor.
kana kan. dişe diş. göze göz.
duruyorum, bakıyorum, susuyorum. konuşmak istiyorum, sazlıklardan havalanan ördek gibi çıkıyor sesim. konuşamıyorum.
öyle bir hapşırıyorum ki akciğerlerim sarsılıyor.
öyle bir seviyorum ki boğazım düğümleniyor.
güneş gözlerimi yaşartıyor.
rüzgar saçlarımı dağıtıyor.
saçlarım durmadan uzuyor.
öyle bir geçer zaman ki geçmek bilmiyor.
fok balıklarından bile yalnız olduğumu kabul etmek sinirimi bozuyorç
hatıralar hayal oluyor diyor dario.
olmasın, hatıralar hayal olmasın dario.
yargılamak
"sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği fark etmezsin? kendi gözündeki merteği görmezken, nasıl olur da kardeşine, `kardeş, izin ver de gözündeki çöpü çıkarayım' dersin? seni ikiyüzlü! önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün"
luk.6:37-38, 41-42
luk.6:37-38, 41-42
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)