17 Eylül 2014 Çarşamba
15 Eylül 2014 Pazartesi
back
uzun bir aradan sonra tekrar bloğa yazmak çok acayip!
şifreyi hatırladım yani geri döndüm!
daha güçlü, daha sert, daha manyak!
fuck yeah bitches!
:)
şifreyi hatırladım yani geri döndüm!
daha güçlü, daha sert, daha manyak!
fuck yeah bitches!
:)
17 Mart 2013 Pazar
my name is wall - e and i m a garbage collecting robot.
bu aralar sıklıkla uykulu ve yalnız hissediyorum. sanki havada bir şey bir şey laneti var da o laneti sadece ben görüyorum gibi. ya da dünyaya hızla yaklaşmakta olan göktaşını sadece ben biliyorum gibi. midas'ın kulaklarını ilk gören berber gibi.
my name is bambi and i m a baby deer, the hunter shot my mum.
bambi gibi ormanda yalnız kalmışım da yaşamaya çalışıyormuş gibi. ya da ıssız adaya yanıma alacağım üç şey olmadan düşmüşüm gibi.
my name is annabel lee and i m a beauty living in a kingdom by the sea.
güzelliği laneti olan annabel lee gibi, füsun gibi.
all alone.
by myself.
bu aralar sıklıkla uykulu ve yalnız hissediyorum. sanki havada bir şey bir şey laneti var da o laneti sadece ben görüyorum gibi. ya da dünyaya hızla yaklaşmakta olan göktaşını sadece ben biliyorum gibi. midas'ın kulaklarını ilk gören berber gibi.
my name is bambi and i m a baby deer, the hunter shot my mum.
bambi gibi ormanda yalnız kalmışım da yaşamaya çalışıyormuş gibi. ya da ıssız adaya yanıma alacağım üç şey olmadan düşmüşüm gibi.
my name is annabel lee and i m a beauty living in a kingdom by the sea.
güzelliği laneti olan annabel lee gibi, füsun gibi.
all alone.
by myself.
16 Şubat 2013 Cumartesi
425
425. post
Başımı kaşıyacak vaktim yok ve aklım sende. Bu bir yönden hoşuma giderken bir diğer yönden kendime kızıyorum. Ama yine de devam ediyorum yapmaya. Sevgili F. ismin ne güzel. Sana daha önce isminin ne kadar da güzel olduğunu söylendi mi? Ben söylüyorum. Hatırlarsan ki hatırlarsın eminim, sen de bana ismimin ne kadar güzel olduğunu söylemiştin. Daha bilmediğim bir çok şey de demiştin.
Sen konuşmuştun, ben anlamamıştım.
Ben konuşmuştum, sen anlamamıştın.
Dil bazen gerekli değil Sevgili F.
Başımı kaşıyacak vaktim yok ve aklım sende. Bu bir yönden hoşuma giderken bir diğer yönden kendime kızıyorum. Ama yine de devam ediyorum yapmaya. Sevgili F. ismin ne güzel. Sana daha önce isminin ne kadar da güzel olduğunu söylendi mi? Ben söylüyorum. Hatırlarsan ki hatırlarsın eminim, sen de bana ismimin ne kadar güzel olduğunu söylemiştin. Daha bilmediğim bir çok şey de demiştin.
Sen konuşmuştun, ben anlamamıştım.
Ben konuşmuştum, sen anlamamıştın.
Dil bazen gerekli değil Sevgili F.
27 Ocak 2013 Pazar
31 Aralık 2012 Pazartesi
365.gün
30 yaşıma basıp her şeyin aydınlandığı şahane bir yıl oldu 2012 benim için. Çok güldüm, çok ağladım, çok eğlendim, çok acaba mı dedim, ama pişman olmadım. Yaşadığım her şeyin arkasında durdum.
2012, 30'lara hoşgeldin dediğim yıl oldu! Sorular sorduğum, yeniden öğrendiğim bir yıl. Hediyesi, yağmurlu bir kasım akşamı geldi.
2013, herkes için ne isterse gerçekleştireceği cesareti getiren bir yıl olsun. 2013 kabuğunuzdan çıktığınız, korkaklıklarınızı arkanızda bıraktığınız bir yıl olsun. Üzülseniz, parçalansanız, yere düşseniz bile size omuz olan, eliniz olan, size kalbini veren insanları getiren bir yıl olsun. Bu hayat benim dediğiniz bir yıl olsun.
Bugün yani senenin son günü her yıl yaptığım gibi durum değerlendirmesi yapmayacağım. 2012 aşık olduğum, koştuğum, ağladığım, ama güldüğüm çok güldüğüm bir yıl oldu. Öğrendiğim bir yıl oldu. Kendimi, kıymetimi, hayatın değerini öğrendiğim bir yıl oldu. 2012 şahaneydi, 2013 daha da olsun!
the dark days are gone, and the bright days are here!
let it shine!
2012, 30'lara hoşgeldin dediğim yıl oldu! Sorular sorduğum, yeniden öğrendiğim bir yıl. Hediyesi, yağmurlu bir kasım akşamı geldi.
2013, herkes için ne isterse gerçekleştireceği cesareti getiren bir yıl olsun. 2013 kabuğunuzdan çıktığınız, korkaklıklarınızı arkanızda bıraktığınız bir yıl olsun. Üzülseniz, parçalansanız, yere düşseniz bile size omuz olan, eliniz olan, size kalbini veren insanları getiren bir yıl olsun. Bu hayat benim dediğiniz bir yıl olsun.
Bugün yani senenin son günü her yıl yaptığım gibi durum değerlendirmesi yapmayacağım. 2012 aşık olduğum, koştuğum, ağladığım, ama güldüğüm çok güldüğüm bir yıl oldu. Öğrendiğim bir yıl oldu. Kendimi, kıymetimi, hayatın değerini öğrendiğim bir yıl oldu. 2012 şahaneydi, 2013 daha da olsun!
the dark days are gone, and the bright days are here!
let it shine!
20 Kasım 2012 Salı
15 Kasım 2012 Perşembe
çok kolay oldu.
tereyağından kıl çeker gibi.
önce biraz acıttı, kanattı.
sonra uyuştu.
acı geçti.
çok kolay oldu.
bir başka dünya olduğuna yemin edebilirim. karanlık dehlizlerden, kör kuyulardan çıkıp yeniden gökyüzüne kavuştuğum, bulutları görebildiğim yeni, bambaşka bir dünya var. buna yemin edebilirim.
dünyanın başka bir yerinde, istanbul'un kasım ayazında, çekik gözlerde başka bir dünya olduğuna yemin edebilirim.
uzun zamandır bir başkasının hikayesi gibi gözüken hayatım artık benim!
bu hayat benim!
tereyağından kıl çeker gibi.
önce biraz acıttı, kanattı.
sonra uyuştu.
acı geçti.
çok kolay oldu.
bir başka dünya olduğuna yemin edebilirim. karanlık dehlizlerden, kör kuyulardan çıkıp yeniden gökyüzüne kavuştuğum, bulutları görebildiğim yeni, bambaşka bir dünya var. buna yemin edebilirim.
dünyanın başka bir yerinde, istanbul'un kasım ayazında, çekik gözlerde başka bir dünya olduğuna yemin edebilirim.
uzun zamandır bir başkasının hikayesi gibi gözüken hayatım artık benim!
bu hayat benim!
11 Kasım 2012 Pazar
çay içtik.
yağmur yağıyordu, hava soğuktu, üşüdük, çay içtik.
metroda yanıma oturdu, kitabını çıkardı, okumaya başladı, benim de kulağımda kulaklıklar vardı.
önce ben sordum, sonra o sordu. sonra metro durdu.
yürüdük.
hava soğuktu.
yağmur yağyordu.
çay içtik.
güldük.
çok güldük.
o fransızca konuştu, ben dinledim.
ben konuşmaya çalıştım, o güldü.
gülünce ne de güzel kısıldı gözleri.
yine, yeniden.
kasımı ilk kez sevdim.
yağmur yağıyordu, hava soğuktu, üşüdük, çay içtik.
metroda yanıma oturdu, kitabını çıkardı, okumaya başladı, benim de kulağımda kulaklıklar vardı.
önce ben sordum, sonra o sordu. sonra metro durdu.
yürüdük.
hava soğuktu.
yağmur yağyordu.
çay içtik.
güldük.
çok güldük.
o fransızca konuştu, ben dinledim.
ben konuşmaya çalıştım, o güldü.
gülünce ne de güzel kısıldı gözleri.
yine, yeniden.
kasımı ilk kez sevdim.
23 Ekim 2012 Salı
21 Ekim 2012 Pazar
14 Ekim 2012 Pazar
"Ama ben mucizelere inanmak istiyorum" dedi. Siyah kalın çerçeveli gözlüklerinin ardından mavi yeşil gülümsüyordu. "Mucizeler onlara inanmaktan vazgeçtiğimiz zaman gerçekleşir" dedim, sigaramdan bir nefes aldım. Bir sene sonra sigaraya kaldığım yerden devam ediyordum. E. kızıyordu bu duruma, B. de öyle.
"Mucizeler olmaz" dedi, sonra "neden mutsuzsun" diye sordu. "Mutsuz muyum? Kim? Ben mi?" Müstehzi bir bakışla "alakası yok" dedim, "ben iyiyim". "Nerden çıktı bu hem" diye sordum."Parçalar" dedi. "Parçaları birleştirdim".
Sonra birden bir ışık yandı. "Tabi ya" dedim, parçalar. Hep orada olan, gözümün önünde duran parçalar. Önce bir tarih sonra bir söz, sonra bir söz ardından bir tarih daha, tık, tık, tık, bütün parçalar yerine oturdu. "Oh Jesus" diye haykırdım, Sacha işte buldum. Bu işe başlamamda Sacha'nın da parmağı vardı, Marlowe'u onun sayesinde tanımıştım. Sonra, sonra gittim görüştüm, kabul edildim. Yüksek deri koltuğun arkasındaki duvarda asılı 13 çerçeve aynı anda göz kırptı.
Parçaları birleştirdim, birbirlerine ekledim, çarptım, senden çıkardım, benimle böldüm. Sonra birkaç adım geri çekilip baktım, hımm işte bu, her şey yerli yerinde, olması gerektiği gibi. Kediler, köpekler, kurtlar, kuşlar, tırtıllar. Her şey olması gerektiği gibi işte.
Sonra bir sabah, şafak vaktinde kulaklarımın çınlaması ile uyandım. "Kimdir bana seslenen" dedim, "destur, kimsin bre melun göster yüzünü". Göstermedi korkak, süzüldü gitti. Nöbetçileri saldım arkasından, tacımı ve tahtımı almaya geldiğini itiraf ettirdim. Gülümsedim, "pasta ikram edin bu şapşala" dedim o ekmek arası bir şeyler istedi, bir bardak süt, bir tabak kuru pasta ve bir kese altın verdim, "bir daha tacımı elleme, tahtıma da gözünü dikme" dedim. Soyumun Deli İbrahim'e dayandığını bir kez daha hatırlattım. Sonra revaka çıktım, halkı selamladım, "şarz şarz" diye haykırdım, ayakta alkışlandım, kese kese altınlar dağıttım.
"Beni denize götürsene" dedim İ.ye. "Hava soğudu, Nilşeker Hatun kızar" dedi. Nilşeker Hatun bereketli elleri ile kek yaptı, İ. afiyetle yedi. Yıllar sonra İ.yi görmek bana iyi geldi.
"Mucizeler olmaz" dedi, sonra "neden mutsuzsun" diye sordu. "Mutsuz muyum? Kim? Ben mi?" Müstehzi bir bakışla "alakası yok" dedim, "ben iyiyim". "Nerden çıktı bu hem" diye sordum."Parçalar" dedi. "Parçaları birleştirdim".
Sonra birden bir ışık yandı. "Tabi ya" dedim, parçalar. Hep orada olan, gözümün önünde duran parçalar. Önce bir tarih sonra bir söz, sonra bir söz ardından bir tarih daha, tık, tık, tık, bütün parçalar yerine oturdu. "Oh Jesus" diye haykırdım, Sacha işte buldum. Bu işe başlamamda Sacha'nın da parmağı vardı, Marlowe'u onun sayesinde tanımıştım. Sonra, sonra gittim görüştüm, kabul edildim. Yüksek deri koltuğun arkasındaki duvarda asılı 13 çerçeve aynı anda göz kırptı.
Parçaları birleştirdim, birbirlerine ekledim, çarptım, senden çıkardım, benimle böldüm. Sonra birkaç adım geri çekilip baktım, hımm işte bu, her şey yerli yerinde, olması gerektiği gibi. Kediler, köpekler, kurtlar, kuşlar, tırtıllar. Her şey olması gerektiği gibi işte.
Sonra bir sabah, şafak vaktinde kulaklarımın çınlaması ile uyandım. "Kimdir bana seslenen" dedim, "destur, kimsin bre melun göster yüzünü". Göstermedi korkak, süzüldü gitti. Nöbetçileri saldım arkasından, tacımı ve tahtımı almaya geldiğini itiraf ettirdim. Gülümsedim, "pasta ikram edin bu şapşala" dedim o ekmek arası bir şeyler istedi, bir bardak süt, bir tabak kuru pasta ve bir kese altın verdim, "bir daha tacımı elleme, tahtıma da gözünü dikme" dedim. Soyumun Deli İbrahim'e dayandığını bir kez daha hatırlattım. Sonra revaka çıktım, halkı selamladım, "şarz şarz" diye haykırdım, ayakta alkışlandım, kese kese altınlar dağıttım.
"Beni denize götürsene" dedim İ.ye. "Hava soğudu, Nilşeker Hatun kızar" dedi. Nilşeker Hatun bereketli elleri ile kek yaptı, İ. afiyetle yedi. Yıllar sonra İ.yi görmek bana iyi geldi.
2 Ekim 2012 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)